HOBİLERİMİZ BİRER BAŞARI PROJESİ Mİ?

Arkadaşım dans kursuna başlamayı düşünüyordu. Daha derse gitmeden “Bu yaştan sonra öğrenebilir miyim? Ya diğerleri benden daha iyilerse? Yeteneğim var mı acaba?” sorularını sormaya başladı.

Halbuki dansa başlama sebebi müzik dinlemek, hareket etmek, keyifli birkaç saat geçirmekti.

Bu sadece bir örnek.

Resim yapacaksak ortaya güzel bir şey çıkmalı. Yabancı dil öğreneceksek bir işe yaramalı. Yürüyüşe çıkıyorsak adımlar sayılmalı, yakılan kalori hesaplanmalı. Bir süre sonra boş zamanlarımızın da hedefleri, ölçümleri ve performans değerlendirmeleri oluyor.

İş hayatında sonuç odaklı olmaya alışınca, bu alışkanlığı özel hayatımıza da taşıyoruz sanırım. Zaman ayırdığımız her şeyin karşılığını görmek istiyoruz. “Bana ne kazandıracak?” sorusu, o hobiden aldığımız keyifin önüne geçiyor.

Yıllarca hedeflerle, bütçelerle, satış rakamlarıyla çalışmış biri olarak bu duyguya aşinayım. Bir şeye emek veriyorsam ilerlemek isterim ama insanın kendisini sürekli değerlendirmesi de çok yorucu. Üstelik bu değerlendirmeyi çoğu zaman kimse bizden talep etmiyor.

Belki de bu yüzden yetişkinlikte acemi olmak zor geliyor. Bilmediğimiz bir adımı denerken, çizdiğimiz resmin oranlarını tutturamazken kendimize karşı sabırsız davranıyoruz. Başkasının öğrenme sürecine göstereceğimiz anlayışı kendimizden esirgiyoruz.

Oysa haftada iki saat dans edip hiçbir gösteriye çıkmayabiliriz. Yaptığımız seramik biraz eğri olabilir. Söylediğimiz şarkının bir yerinde sesimiz çatlayabilir. Bu acemi hataları, gelecek haftaki 2 saatlik hobi zamanını heyecanla beklememize engel olmamalı.

Hayatta performans anksiyetesi yaşamadan yapabileceğimiz şeylerin çoğalması için çabalamalı. Her merakın bir beceriye, her becerinin bir başarıya dönüşmesi gerekmiyor; mutlu olmak yeter.

Leave a Comment

Name*
Email*
Website